İçeriğe geç
  • Dolar 49,2202 ▲ %0,03
  • Euro 55,2302 ▲ %0,18
  • Sterlin 65,1900 ▲ %0,21
  • Gram Altın 6.527,43 ▲ %0,38
  • Çeyrek Altın 10.681,66 ▲ %0,26
  • Gümüş 93,45 ▼ %1,24
  • Bitcoin 4.048.304 ▼ %1,46
  • BIST 100 12.118,00 ▼ %0,04

gundem

Yapay zekâ yarışı elektrik yarışına dönüşürken

Yapay zekâ devlerinin ve Silikon Vadisi aktörlerinin sunduğu "tanrısal güçte otonom akıl" ya da "insanlığın sonunu getirecek varoluşsal risk" söylemleri, teknolojiyi toplumsal ve iktisadi ilişkilerden koparan ideolojik bir sis perdesi işlevi görüyor. Bu mistik kıyamet ve AGI (Yapay Genel Zekâ) anlatılarının arkasında; reel ekonomide henüz kârlılık üretememiş, devasa altyapı harcamaları ve borç duvarlarıyla yüzleşen tekelci şirketlerin borsa değerlemelerini köpürtme çabası yatıyor. Oysa bugün teknolojik rekabetin odağı, kurgusal senaryolardan fiziki dünyanın sert gerçeklerine; yani elektrik şebekelerinin yenilenmesi ve genişletilmesi yarışına kaymış durumda.

SİSTEM YETERSİZLİĞİ

Sektördeki güç dengelerini belirleyen unsur, artık sadece hangi şirketin daha gelişmiş bir algoritma oluşturması değil; harcanan her birim elektriğin ne kadar iş ürettiği ve şebeke altyapısının bu yükü taşıma hızı haline geldi. Dev küresel veri merkezi kampüsleri tek başlarına yüzlerce megavat (MW) sürekli güç talep ederken; bu ani ve yoğun yük artışı bölgesel iletim hatlarında aşırı ısınma ve sistem yetersizliği yaratıyor.

Yapay zekâ ekosisteminde yeni nesil model yazılımlar belki birkaç haftada, yeni nesil gelişmiş çipler ise ortalama 18 ayda yenilenebilmekte. Buna karşın, artan enerji talebini karşılayacak elektrik şebekelerinin inşa edilmesi ve genişletilmesi yıllar alıyor.

Büyük yüksek gerilim iletim hattı projelerinin planlama, çevresel etki değerlendirmesi ve izin süreçleri 5 ila 10 yıl sürerken; yenilenebilir enerji tesisleri 1–5 yıl, veri merkezleri ise 2–3 yılda tamamlanabiliyor. Bu süre uyumsuzluğu, şebekelerde ciddi bağlantı kuyruklarına ve kilitlenmelere yol açmakta.

ABD ile Çin arasındaki jeopolitik hegemonyanın merkezine oturan yapay zekâ rekabetinde, Çin veri merkezlerini daha hızlı ve planlı bir şekilde elektrik şebekesine bağlayabilirken; ABD'de yeni veri merkezi yatırımları, yüksek ekonomik ve toplumsal maliyetler, yaygın altyapı yetersizlikleri ve uzun bağlantı süreleriyle karşılaşmakta. Bu durum, jeopolitik yarışın ivmesini doğrudan elektrik üretim kapasitesine ve şebeke esnekliğine endeksliyor.Yapay zekâ modellerinin ve veri merkezlerinin kontrolden çıkan elektrik ve su tüketimi, küresel teknoloji yarışının sınırlarını doğrudan enerji altyapısına bağladı. Teknoloji devlerinin kurduğu veri merkezi kampüsleri yüzlerce megavatlık güç talep ediyor ve mevcut elektrik şebekeleri üzerinde ağır bir baskı oluşturuyor. Dünya genelinde mevcut elektrik hatlarının toplam uzunluğu 85 milyon kilometre (80 milyon km dağıtım, 5 milyon km iletim) ve "Yüksek Elektrifikasyon Senaryosuna" göre bu ağın 2035'e kadar 115 milyon kilometreye çıkarılması ve yıllık genişleme hızının %40 artırılması gerekiyor.

Küresel şebeke yatırımları 2020'deki 295 milyar dolar seviyesinden 2025'te 450 milyar dolara yükseldi. 2035 hedeflerine ulaşmak için yıllık iletim ve dağıtım yatırımlarının 930 milyar dolara ulaşması şart. Bir önceki yazımda ifade etmeye çalıştığım piyasa teşvik mekanizmaları ile yeni hatların inşasındaki gecikmeleri aşmak için dinamik hat derecelendirme,

güç akış kontrolü ve esnek AC iletim sistemleri (FACTS) gibi teknolojilerle mevcut hatların kapasitesi 450–700 GW arasında artırılabileceği öngörülüyor.

Aynı şekilde yenilenebilir enerjinin dalgalanmasını ve veri merkezlerinin pik yüklerini dengelemek amacıyla küresel batarya depolama kapasitesinin 2035'e kadar 2.900 GW'a çıkarılması şart.

RİSK DOĞURUYOR

Sermaye grupları ve devletler tekno-oligarşik bir yarış sürdürürken, bu sürecin faturası da halka çıkarılıyor: Her şeyden önce veri merkezlerinin soğutulması ve kesintisiz çalıştırılması için harcanan devasa elektrik ve su kaynakları, ağır bir çevresel tahribat yaratmakta. Dahası şebekelerin genişletilmesi son derece sermaye yoğun bir yatırım alanı ve "düzenleme" mekanizmaları vasıtasıyla iletim ve kapasite bedellerinin tüketici tarifelerine eklenmesi, tekelci veri merkezlerinin yarattığı devasa altyapı maliyetlerinin doğrudan halkın elektrik faturalarına yıkılması riskini doğuruyor. Diğer yandan her yeni "gelişmeyle" birlikte, toplumun gündelik etkileşimlerinden emilen kolektif bilgi birikimi (Genel Zekâ), teknoloji şirketlerince karşılıksız verileştirilerek mülkleştiriliyor; çalışanlar ise saniyelik algoritmik sistemlerle denetlenen birer "veri nesnesine" dönüştürülüyor.  Teknoloji oligarklarının "güvenlik" ve "yavaşlatma" (pacing) kılıfı altında talep ettikleri katı lisanslamalar da, halkın veya bağımsız araştırmacıların açık kaynaklı teknolojilere erişimini engelleyerek bilginin dar bir sermaye grubunun mülkiyetine hapsedilmesini hedefliyor.

ÇÖZÜM NE?

Sorunun çözümü, sermaye düzeninin sınırları içerisinde tekelci şirketlerin vicdanına bırakılan muğlak ve manipülatif "yavaşlatma düğmelerinde" ya da bu yeni nesil canavarları besleyecek elektrik altyapısını yenilemek amacıyla özel sektöre devasa teşvikler vererek maliyeti kamuya yıkacak bir yöntemi tetikleyecek "hızlandırma düğmelerinde" değil. Yapay zekânın sınıfsal bir tahakküm ve ekolojik yağma aygıtı olmaktan çıkarılmasının tek yolu; veri merkezlerinin, devasa veri tabanlarının, algoritmaların ve temel elektrik altyapılarının kamulaştırılarak demokratik denetime tabi tutulması. Bu altyapı, ancak kamu mülkiyetine devredildiğinde; teknolojik gelişme, insanlığı dijital bir serfliğe mahkûm etmek yerine, çalışma sürelerini radikal biçimde kısaltan ve toplumsal refahı büyüten ortak bir zenginliğe dönüştürebilir.

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…