İçeriğe geç
  • Dolar 49,2202 ▲ %0,03
  • Euro 55,2302 ▲ %0,18
  • Sterlin 65,1900 ▲ %0,21
  • Gram Altın 6.527,43 ▲ %0,38
  • Çeyrek Altın 10.681,66 ▲ %0,26
  • Gümüş 93,45 ▼ %1,24
  • Bitcoin 4.048.304 ▼ %1,46
  • BIST 100 12.118,00 ▼ %0,04

kultur-sanat

Müzikte alaylı ve okullu olmak

Çocukluktan beri müziğe ilgim vardı ama hiçbir zaman bu sanat dalını meslek olarak düşünmemiştim. Meslek dediğin bana göre sabahın köründe kalkıp akşama kadar durup durmaksızın çalışıp eve ekmek parası götürmekti.

Müzik de -çocuk aklıma göre- çok zevkli bir uğraş olduğuna göre meslek olamazdı.

Belki de bu yüzdendir okuduğum üç üniversitenin içinde müzikle ilgili bir bölüm yoktu. Profesyonel müziğe adım attığım yıllarda kendimi geliştirmek için Timur Selçuk başta olmak üzere önemli hocalardan şan, solfej ve armoni dersleri aldım. Ama sıkı durun yaptığım en güzel şarkılar "alaylı" olmanın saflığıyla hiçbir kurala bağlı olmadan tamamen özgürce yaptığım şarkılardı. Belki bazı okuyucularım alaylı olmak ne demek diye merak etmişlerdir. Müzikte alaylı olmak; herhangi bir akademik eğitim almadan, kendi çabası ve kişisel yetileriyle, usta-çırak ilişkisi içinde yetişmek olarak özetlenebilecekken, okullu olmak ise tam zamanlı ya da yarı zamanlı konservatuarlarda teorik ve akademik eğitimi almayı tanımlar.

Aslında bu tanımlar daha önce 19. yüzyıl sonlarında Osmanlı ordusunda kullanılmış. Harbiye Mektebi'nden yetişen subaylar ihtiyacı karşılamadığından, bu boşluğu doldurmak maksadıyla ordu içindeki erlerin kabiliyetlileri seçilerek subay yapılmış. Böylece Harbiye'den mezun olanlara mektepli, erlikten subaylığa terfi edenlere de alaylı denilmiş. Mektepli subayların nazariyatta kuvvetli pratikte zayıf olmalarına karşılık, alaylılar pratikte kuvvetli nazariyatta zayıf bulunuyorlarmış. Bu yüzden iki grup birbirinden hoşlanmıyormuş. Aralarında silahlı kavgalar bile çıktığı oluyormuş. (*TDV İslam Ansiklopedisi)

Biz yine müziğe dönelim. Aslında alaylı ya da okullu olmanın kendine göre avantaj ve dezavantajları var bana göre. Alaylı müzisyenler açısından bakarsak Konservatuvarda belirli kurallar, "asla yapılmaması gereken" akor geçişleri veya teknikler vardır. Alaylı bir müzisyen bu kuralları bilmediği için teorik olarak "yanlış" kabul edilen bir şeyi yapmaktan korkmaz. Bu korkusuzluk, müzik tarihinde tamamen yeni türlerin ve özgün tarzların doğmasına zemin hazırlamıştır.

Okullu müzisyenler genellikle notaya bağımlı bir öğrenme süreci geçirirken, alaylılar duyduğunu hemen çalmak zorundadır. Bu durum, onların kulak hafızasını inanılmaz derecede keskinleştirir. Bir ortamda çalınan ritme, tona veya melodiye saniyeler içinde uyum sağlayabilirler.

Okullu bir müzisyen yıllarca odasında ve sınıflarda teknik çalışırken, alaylı müzisyenler genellikle çok erken yaşta dinleyici karşısına çıkar. Bu durum onlara kriz yönetimi (tel kopması, ses sisteminin bozulması vb), seyirciyle iletişim ve sahne karizması gibi okullarda öğretilmeyen "hayat kurtarıcı" sokak tecrübelerini kazandırır. Okulda enstrüman tutuşundan parmak pozisyonuna kadar her şey standardize edilir. Alaylı müzisyen ise enstrümanı kendisi keşfeder. Örneğin, Neşet Ertaş'ın bağlama çalarken geliştirdiği tezene tekniği tamamen kendine hastır. Bu standart dışılık, müzisyene taklit edilmesi imkânsız bir "özgünlük" verir.

Biraz da okullu olmanın faydalarını özetleyelim.

Müzikte okullu olmak, bir enstrümanı sadece çalmayı değil; müziğin dilini, matematiğini ve tarihini yapılandırılmış bir sistem içinde öğrenmektir. Alaylı müzisyenlerin sokaktan ve pratikten aldığı güce karşılık, okullu müzisyenler de arkalarına yüzyılların birikimini ve bilimsel metodolojiyi alırlar.

Okullu bir müzisyen, dünyanın neresine giderse gitsin, hiç dilini bilmediği müzisyenlerle sadece bir nota kağıdına bakarak saniyeler içinde devasa bir senfoniyi veya karmaşık bir eseri hatasız olarak çalabilir. 

Alaylı bir müzisyen, gitarda zor bir akor geçişini veya piyano tekniklerini deneme-yanılma yoluyla yıllarca çözmeye çalışabilir. Okullu müzisyen ise hocası sayesinde o problemin yüzyıllar önce kimler tarafından nasıl çözüldüğünü (parmak numaraları, doğru duruş teknikleri vb) ilk haftadan öğrenir. Bu da teknik gelişim hızını katlar.

Çok sıkı bir armoni, solfej ve müzik tarihi eğitimi aldıkları için müziğin arkasındaki matematiği bilirler. Klasik müzik eğitimi almış bir piyanist, müziğin yapısını çözebildiği için daha sonra caz, pop, rock veya elektronik müzik türlerine çok daha hızlı ve akademik olarak güçlü bir şekilde adapte olabilir.

Bence iyi müzisyenliğin sırrı "okullu olup alaylı gibi hissedebilmekten geçiyor.

Kalın sağlıcakla…

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…