İçeriğe geç
  • Dolar 49,2160
  • Euro 55,2105
  • Sterlin 65,2430
  • Bitcoin 4.133.598 ▲ %1,21

İklim

Zirvede yeşil pazarlık, havzada çifte sömürü

Filiz BALTA - Su Politikaları Derneği Koordinatörü  

Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleşecek COP31 İklim Zirvesi'ne doğru ilerlerken küresel sermaye ve kamu yönetimi devasa finansman paketlerini konuşuyor. Küresel iklim diplomasisinde "net sıfır emisyon" adı altında kâğıt üzerinde sıfırlama vaadine dönüştürülen kavramlarla, dev şirketlere "yeşil dönüşüm" ambalajıyla milyarlık teşvikler dağıtılıyor. Ancak nehir havzalarında ve köylerde yaşananlar, zirve salonlarındaki taahhütlerle örtüşmüyor: Fosil yakıtlara alternatif diye sunulan ve doğal çevreye duyarsız olan projeler köylünün suyunu yutarak doğayı ve halkı yoksullaştırıyor. 

Görünürde "iklim dostu" denilerek köylere kurulan jeotermal enerji santralları (JES), hidroelektrik santralları (HES) ve maden projeleri ticarileştirilen derelerimizde suyun açıkça gasp edilmesine dönüşüyor. Karadeniz'de dereler borulara hapsedilip HES şirketlerine devredildiği için köylünün bağı-bahçesi susuz kalıyor, Ege'de JES'lerin yer altından çektiği ve zehirli ağır metallerle doğaya bıraktığı sular yüzünden zeytinlikler ve Menderes, Gediz havzaları kuruyor, İç Anadolu'da ise kontrolsüz sanayi kullanımı yüzünden köylünün içme suyu kuyuları tamamen tükeniyor. 

Kamusal denetimden uzak hareket eden sermaye grupları, ekolojik tahribatı uluslararası sertifikasyon mekanizmalarıyla gizleyip kurumsal bir çevresel imaj yaratarak yeşil aklama (greenwashing) mekanizmalarını işletiyor. Oysa sahada yaşanan gerçek halkın, tarımın ve canlıların en temel yaşam kaynağı olan suyun ticarileştirilerek denetimsiz kâr hırsına kurban edilmesidir. 

Sermayenin yarattığı bu tablo, havzada tam anlamıyla "çifte sömürü" üretiyor: Bir yanda doğanın ve tatlı su kaynaklarının ticarileştirilerek gasp edilmesi, diğer yanda ise kuruyan kuyular ve çöken tarım yüzünden kırsal alandaki kadın emeğinin sömürülmesi. Nitekim Akbelen'de ormanını ve zeytinini korumak için kepçelerin önüne yatan, İkizdere'de deresine ve çayına sahip çıkan köylü kadınların direnişi bu yalın gerçeği gösteriyor. Kuruyan akarsular yüzünden mutfaktaki ve tarladaki yük tamamen kadınların sırtına biniyor. Kadınlar bir kova temiz su bulabilmek ve aile tarımını yaşatabilmek için her gün daha fazla karşılıksız emek harcıyor. Zirve delegasyonları karbon pazarlıklarını tartışırken kırsal kadın emeği, şirketlerin kârına kâr katan bu düzenin görünmeyen yakıtı haline getiriliyor. 

Gerçek bir iklim adaleti, su kaynaklarını ve havzaları piyasa şartlarına bırakan yüzeysel çözümlerle sağlanamaz. Kamusal yönetim anlayışı; parçacıl yaklaşımlar yerine etkin havza yönetimini, şeffaf kamusal denetimi ve bilimsel su bütçesi planlamasını esas almalı; şirketlerin kâr odaklı su kullanım imtiyazlarını denetim altına alarak Akbelen'den İkizdere'ye yaşamı savunan kadınların üzerindeki ağır yükü kaldıracak eşitlikçi politikaları hayata geçirmelidir. 

Sermayenin yeşil aklamasına karşı bilinçli olunmalı, halkın su hakkı korunmalıdır! 

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…